Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Can Atalay hakkında ikinci kez hak ihlali kararı veren Anayasa Mahkemesi'ni (AYM) hedef aldı.

Birgün'ün haberine göre Uçum, sosyal medya hesabından TİP'ten milletvekili seçilen Gezi davası hükümlüsü Can Atalay'ın tahliye edilmesi kararı veren AYM'nin yapısının değiştirilmesi gerektiğini savunarak "AYM kurulduğu günden bugüne kadar pervasız anayasa tanımazlığı ve cüretkar hukuk ihlalleriyle malul olmuş bir yapıdır" dedi.

AYM için "2010'da FETÖ'cü çetenin HSYK’yı ele geçirmesine sebep oldu" diyen Uçum, "AYM yıllarca pozitif hukukla ilgisi olmayan sadece ideolojik bir bakış açısıyla içtihatlar üreterek anayasaya uygun olmasına rağmen iptal ettiği kanunlarla demokratik iktidarlara engel oldu, gayri meşru iç iktidarları destekledi ve ülkemizin gelişmesine ket vurdu" ifadelerini kullandı.


Uçum'um paylaşımının tamamı şöyle:

"Türkiye’de Anayasa Mahkemesi (AYM) kurulduğu günden bugüne kadar pervasız anayasa tanımazlığı ve cüretkar hukuk ihlalleriyle malul olmuş bir yapıdır.

Yakın geçmişe bakarsak ilk elde şunları sıralayabiliriz: AYM anayasa hükümlerini açıkça ihlal ederek anayasa yargısı tarihinin en utanç verici kararlarından biri olan 367 rezaletini yaşattı. TBMM’nin Cumhurbaşkanı seçme yetkisini adeta darbe gibi bir kararla ortadan kaldırdı.

AYM anayasa değişikliklerini esastan inceleme yetkisi olmadığı halde 411 el kaosa kalktı diyenlere uyup TBMM’nin anayasa değiştirme yetkisini gasp ederek, giyim kuşam özgürlüğü düzenlemesini iptal etti.

AYM 2010 Anayasa değişikliğinde yine esastan inceleme yetkisi olmadığı halde 'her seçmen bir adaya oy verir' hükmünü iptal ederek fetöcü çetenin HSYK’yı ele geçirmesine sebep oldu.

AYM yıllarca pozitif hukukla ilgisi olmayan sadece ideolojik bir bakış açısıyla içtihatlar üreterek anayasaya uygun olmasına rağmen iptal ettiği kanunlarla demokratik iktidarlara engel oldu, gayri meşru iç iktidarları destekledi ve ülkemizin gelişmesine ket vurdu.

AYM siyasi katılım hakkının bir gereği olarak kurulan çeşitli siyasi partileri ideolojik gerekçelerle kapatarak demokrasimize ağır zararlar verdi. AYM bu ülkede tek başına hükümet olmuş iktidar partisine (Ak Partiye) uyduruk delillere, sahte internet sitelerindeki yalan haberlere dayanılarak açılan kapatma davasına bakıp yaptırım uyguladı.

AYM bireysel başvuru sisteme girdikten sonra yine Anayasa’ya aykırı olarak kendisini Yargıtay ve Danıştay’ın üstündeymiş gibi konumlandırarak sayısız hukuk ihlali yaptı ve yapmaya devam ediyor. Neredeyse her alana ait verilmiş mahkeme kararlarına anayasal sınırları aşarak müdahale eden AYM adeta bir hukuk kaosu çıkarmanın aracına dönüştü. Tüm mahkemeler, Yargıtay ve Danıştay AYM’nin hem anayasaya aykırı hem hukuk bilmez ihlal kararlarına isyan noktasına geldi.

AYM siyasi boyutu olan bazı bireysel başvurularda ise hukuka aykırı verdiği ihlal kararlarıyla Türkiye’ye zarar vermekten çekinmedi.

Geçmişte ideolojik olarak uygun görmediği partileri siyasi katılım hakkını kısıtlayarak kapatan AYM bugün terör vesayeti altında olan hatta terör örgütüyle organik bütünlük içinde hareket eden bir siyasi partiyi kapatmıyor. Üstelik seçime girmeyeceği belli olan bu partiye seçime ilişkin özel yardım dahil hazine yardımı verilmesini sağlayarak terörün dolaylı finansmanının önünü açtı.

Bunları yapan AYM anayasal görevi olduğu halde başvuru sayısı çok diye yargılamada makul sürenin aşıldığı iddiasıyla yapılan başvurulara, vatandaşları mağdur etmek pahasına bakmıyor.

Ama aynı AYM zaman zaman gerek bireysel başvurularda gerekse norm denetimlerinde hukuki kaosa hizmet eden başvuruları öne alarak anayasaya aykırı kararlar vermekten geri durmuyor. AYM bu bağlamda başkanlık sisteminin bir gereği olan Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin münhasır alanını daraltmak ve bir sistem krizi üretmek için de elinden geleni ardına koymuyor.

AYM’nin zaman zaman verdiği isabetli kararlar da oluyor ama bu kararlar ne yazık ki kamuoyu ve mahkeme içi dinamiklerin etkisiyle bir denge kurma çabasının sonucu gibi gözüküyor. Yine AYM üyeleri arasında anayasaya aykırı uygulamalara, hukuk ihlali olan kararlara, yetki aşımlarına, yargısal aktivizme, anayasa yargıçları rejimi (jüristokrasi) hevesine karşı anayasadan ve hukuktan yana tavır alanlar vardır ve bunların varlığı çok değerlidir. Ama nihayetinde AYM tarihsel değeri olan muhalefet şerhleriyle değil çoğunluğun verdiği kararlarla bir sicil oluşturuyor. Eleştiri ve tepki konusu olan da AYM’nin bu sicilidir.

AYM’yi bu maluliyetten kurtarmak için öncelikle yasal nihai olarak da anayasal düzenlemeler yapılması ihtiyaçtır.